www.bilgidali.com
09 Eylül 2010, 22:20:49 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  Portal   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Etiket Giriş Yap Kayıt Sohbet  
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Nasibimin Üzerinde Adım Yazılı  (Okunma Sayısı 182 defa)
Konu Kalitesi % 1
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
MeVaN
Yönetici
Üye Bilgileri Süper Forumcu
*

Teşekkür Puanı +111/-3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3244

Dostlarla Hep Birlikte Olmak


Gönderdiği Mesajları Gör
« : 31 Ekim 2008, 18:04:45 »

Ömrün, nasip aramakla geçtiğini söyleriz; acaba bu doğru mu? Biz uğrun uğrun onu ararken, o da gizliden gizliye bizi takip ediyor olmasın...

Sıcak yaz günlerindeyiz. Kahvaltı sofrasında hafif yiyecekler var... “Bismillah” deyip elimi sofraya uzatacağım sırada, mahmur yüzünden gülücükler saçılan oğlum beliriyor karşımda... Teklifsiz oturduğu sofrada, buz gibi kirazlara uzanıyor ilk önce... “Hayrola oğlum!” diyorum. “Bu saatte seni tatlı uykularından kim uyandırdı, yoksa bu kirazlar mı çağırdı seni sofraya? Nasip bazen ayağına gelir, bazen ayağına çağırırmış insanı... Anlaşılan bu gün nasibin gür olacak. Bir nasibin de şu hikaye olsun:

Eski zamanlardı... İmkanların kıt olduğu vakitlerdi. Herkes her şeyi uzun uzadıya sorgulamazdı; anlatılana kolayca inanırdı. İnsânî ilişkilerde güvensizlik değil, güven hakimdi çünkü... “Bu iş nasip meselesi” deyince akan sular dururdu.

Hekimlik hizmetleri günümüzdeki kadar yaygınlaşmamıştı. İnsanlar başı daraldığında en yakınındaki hoca efendiye giderdi.

İşlerin böyle yürüdüğü günlerde... Bir derviş kişi evinde pilav yemekte iken, genizine bir pirinç tanesi kaçtı. Zavallı derviş uğraştı, didindi: fakat onu çıkarmaya muvaffak olamadı. Komşuları başına toplandılar. Ne yaptılarsa inatçı pirinç tanesini yerinden oynatamadılar. Sanki oraya çakılmıştı; ne ileri gidiyor, ne de geri...

Sonunda o da herkes gibi yaptı; tanıyıp güvendiği hoca efendiye başvurdu... Hoca efendi kendisine arz edilen meseleyi sükûnetle dinledikten sonra; başını öne eğip bir müddet sessizce bekledi. Ve sonra; “Sizin işinizin halledileceği yer, burası değil” dedi... Bağdat'a gitmeniz gerekiyor. Oradaki filan hoca efendiyi bulup; onun dediğini yapacaksınız.

Derdine çare arayan kişi, bu sözleri hiç tereddütsüz kabul etti. Ve derhal Bağdat'ın yollarına revân oldu. Günler süren yorucu bir yolculuktan sonra menzil-i maksûduna vasıl oldu. Sorup, soruşturdu; tarif edilen hoca efendiyi buldu. Varıp karşısına diz çökünce, ziyaretinin sebebini anlattı.

O salih kişi, anlatılanları huşu ile dinledi... Bir müddet sustu. Sonra, başını kaldırıp aydınlık yüzünü dervişe gösterdi. Gözlerinin içine muhabbetle baktı....

“Bak evlat!” dedi misafirine. “Zahmet edip buralara kadar geldiniz. Gelişinizle bizleri mesrûr ettiniz. Lakin sizin daha gidilecek yolunuz var... Biliyorum; sizi bize gönderdiler. Ve çok uzaklardan geldiniz buraya... Ne çare ki derdinizin dermanını değil; çarenin yerini söyleyebileceğim sadece... Tez vakitte Semerkant'a gitmelisiniz; oraya varıp, filanca zatı bulmanız gerekiyor.

Bu sözler, muhatabını tekrar yollara düşürdü. Ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Semerkant’a varıldı... Çare, o şehirde, filanca zatın meclisinde denilmişti çünkü...

Derviş, tarif edilen zatın meclisine katılmak üzere destur aldı. Buyur edilince baktı ki, söylenen kişi kapının karşısında bir kürsü üzerinde oturmakta; etrafını saran talebeleri ile sohbet etmekte... Sohbetin insicamını bozmamak için kapı girişine yakın bir yere çöküverdi. Mevzu bitince maruzatını söyleyecekti... Hoca efendi konuşmasını sürdürmekte...

Çok geçmeden yol yorgununda bastırılamaz bir aksırma isteği belirdi. Aylardır gelmesini beklediği bir şey, oracıkta ortaya çıkıverdi. Öyle şiddetli bir hapşırma isteği ki... “Hapşuuu!” demesiyle boğazında takılı duran pirinç tanesi dışarı fırlayıverdi... Kapı ağzında duran bir kedicik, sanki onu bekliyordu. Hemen gelip o pirinç tanesini yedi.

Hatip o sırada tam da şöyle diyordu: “Yiyeceğin lokmanın üzerinde mânen adın yazılıdır. Kimse kimsenin nasibini yiyemez...”

Bunu derken, kapı ağzında olup bitenler nazar-ı dikkatinden kaçmamıştı. Misafire dönerek; “Bak işte azizim!” dedi. Nasip hususundaki esrarengiz tecellîyi görmüş oldun!... Başından geçenleri anlat ki, burada bulunanlar da hissedar olsunlar...”

Şimdi oğlumun ne diyeceğini gayet iyi biliyorum: “Ama baba, bu kirazların üstünde yazı yok ki!”

Evet, o yazı kolaylıkla görünmüyor. Çünkü gördüğü yazıları satır satır okuyan insan göremediğini, yazgıyı bilemez. Belki de bu günkü insanın yüzeysel bakışı, çocuklarınkinden farklı değil..

« Son Düzenleme: 31 Ekim 2008, 18:50:45 Gönderen: MeVaN » Logged

Dostları arar vefalı gönlümüz, İnşallah hatırlanır bir tatlı tebessümümüz

 
www.bilgidali.com
« : 31 Ekim 2008, 18:04:45 »

 Logged
MeVaN
Yönetici
Üye Bilgileri Süper Forumcu
*

Teşekkür Puanı +111/-3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3244

Dostlarla Hep Birlikte Olmak


Gönderdiği Mesajları Gör
« Yanıtla #1 : 07 Kasım 2008, 12:54:50 »

Kısmetini Beklemek


Öğrencilerinden birinin eline bir testi verip kuşluk vakti çeşmeye gönderir Fakirullah Hazretleri.
Ne var ki öğrenci çeşmenin başına varınca oradaki çocuklarla oyuna dalar, ta ikindiye kadar oyun sürer. Nihayet gün batarken aceleyle testiyi doldurup döner. Bunca vakittir orada oyuna dalan öğrenciyi bu defa arkadaşları aralarına alıp hırpalamak isterler. Ancak Fakirullah Hazretleri müdahale ederek der ki:

– Neye suçluyorsunuz arkadaşınızı?

– Kuşluk vakti gönderdiniz ikindi üzeri döndü, bizi bu kadar bekletmeye hakkı var mı? derler.

Büyük insan şöyle izah eder geç kalma sebebini.

– Arkadaşınızın kabahati yoktur bu bekleyişte. Çünkü der, çeşmenin başında oyuna dalmaya mecburdu. Kısmetiniz olan su henüz kurnaya gelmemişti, yoldaydı. Başkalarının kısmetini doldurup ta size getiremezdi. Ne zaman yoldaki sizin kısmetiniz kurnaya geldi, işte o zaman oynamayı bırakıp testiyi çeşmeye tutarak kısmetinizi doldurup getirdi. Onun kabahati yoktur, yoldaki kısmetinizi beklemiştir.

Kaynak: Yeni aile İlmihali, Ahmed Şahin, Cihan Yayınları

Logged

Dostları arar vefalı gönlümüz, İnşallah hatırlanır bir tatlı tebessümümüz

 
bilgidali.com Etiketler:
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Tırnaklar Üzerinde Neden Beyaz Lekeler Oluşur? Sağlık scorpion 6 259 Son Mesaj 14 Temmuz 2008, 23:05:44
Gönderen: Samyeli
Benim Adım Hüzün Bizden Şiirler delvecchio 0 97 Son Mesaj 29 Temmuz 2008, 21:45:04
Gönderen: delvecchio
Benim Adım Kartanesi Kişisel Gelişim Öyküleri MeVaN 0 108 Son Mesaj 01 Aralık 2008, 13:45:56
Gönderen: MeVaN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Bu Konunun Google İndexi
Nasibimin Üzerinde Adım Yazılı

Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
www.bilgidali.com by
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.193 Saniyede 26 Sorgu ile Oluşturuldu