www.bilgidali.com
09 Eylül 2010, 23:07:08 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  Portal   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Etiket Giriş Yap Kayıt Sohbet  
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Senin Sayende demiyorsak, Senin Yüzündendir Dememeliyiz Çocuklarımıza  (Okunma Sayısı 295 defa)
Konu Kalitesi % 1
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
MeVaN
Yönetici
Üye Bilgileri Süper Forumcu
*

Teşekkür Puanı +111/-3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3244

Dostlarla Hep Birlikte Olmak


Gönderdiği Mesajları Gör
« : 11 Aralık 2008, 14:06:21 »

Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu,  bana geldiğinde
8 yaşındaydı.  Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya
iten,  "seçici konuşmazlık"  dediğimiz  sürece getiren olaylar
beş yaşındayken  başlamıştı.
Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi  halinde
normal bi yasam  sürerken , bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde
beş yaşlarında. Kendisinden  büyük  iki abla, bir ağabey ve kendisinden
küçük iki  kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde
anne ciddi  sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor.  Uzun süre
tedavi görüyor. Yoğun  uğraşılara rağmen iyileşmiyor.  Hastane ortamından
evine gidip son  günlerini evinde  huzur  içinde yaşasın diye
doktorlar tarafından eve  gönderiliyor. Birkaç ay evde
babaanne ,
hala ve benzeri yakın  akrabaların  yardımıyla  yaşatılıyor.
Birgün hayata gözlerini kapatıyor.
Anneye en fazla  ihtiyaç  duyulan dönemde anne, Selma'nın
hayatından çıkıp  gidiyor.

Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir  şekilde
yaşamaya
alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük
çocuklara annelik yaparken, Selma  babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor.
Dükkanları evin hemen alt katında   olduğu için  baba endişe
duymadan  iş  hayatına devam ediyor. Çocuklarını kimseye
muhtac etmeden yük  etmeden  idare  ediyor.
Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak  yakın
akrabalarına
gidiyorlar.
Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok  ısrar ediyorlar ama
istemedigi için gitmiyor.
Babası da gitmemesine ses  çıkarmıyor.  Öğleden sonra baba
kız
dükkanı temizlemeye  başlıyorlar. Selma  babasının  istediği
gibi her yeri bi güzel temizleyip  süpürüyor. Daha sonra  radyoyu
açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan  gelen sesler
nedeniyle  müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası
da başının  ağrıdığını  söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor.
Selma, babasının söylediğini duymamış gibi  yapıyor. Hani çocuklar
sıklıkla  yaparlar ya.. Bir süre sonra babası, başının çok
ağrıdığını  söylüyor. Yüzü  asılıyor. Selma, gidip gelip
babayı kontrol ediyor baş  ağrısı geçti mi diye.
Babası  baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya  çıkıyor.
Sıcaktan  bunaldığını,
kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana  dikkat
etmesini hemen
bi ağrı  kesici
alıp geleceğini de ekliyor.  Eve çıkıyor. Aradan epey zaman
geçmesine rağmen  baba yok.
Bekliyor  baba  yok. Merak edip yukarıya babasına bakmaya
çıkıyor.  Eve giriyor.
Babasına sesleniyor. Cevap yok. Tam  oturma odasına
giriyor ki
babası o anda
Selmanın gözleri önünde kalp krizi  geçirmeye başlıyor.
Selma  babasının çırpınmalarına, yerde   tırmalamasına...vs.
şahit oluyor.
Babası son nefesini verip yerde  cansız yatarken,
uyandırmaya
çalışıyor.
Babası uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor:
"İmdat.. Babama bişey oldu... Yardım edin!.."  kısa süre
içinde ev
mahalle halkıyla doluyor...
Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı
kardeşin ne  olacağı
tartışması başlıyor.. kimi "yanımıza  alalım", kimi "yuvaya
verelim", kimi de "hepsine birden nasıl bkacağız"   diyor. En
sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar."herbirimiz birisini
alalım. Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada
da olsa birbirlerini görürler." Diye düşünüyorlar. Selma' yı çok
sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç
konuşmuyor.
Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen
uzmanların
isimleri beni
endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim
belki diye
düşünmeden edemiyordum.
Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla bekliyordum.
Halası
olan biteni tek tek anlattı.
"Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü
mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden
hiç bir şey yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki
kurulmuş bir robot <>gibi.örneğin sofraya oturup yemek
yiyeceğiz " Hadi Selma sofraya otur!" diyoruz oturuyor. Hadi Selma artık
kalkabilirsin demeden kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık
olmadı karşımıza aldık uzun uzun konuştuk
anlattık. Ona evimizin bi kızı oldugunu, evdeki herkes
kadar her
şeye hakkı oldugunu... hiçbirisi fayda etmedi. Zamanla
öfkelenip inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra
hazır  olunca
gel otur demedik, aç kaldıgı günler oldu. Ya da artık
kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu
demedik , sabaha kadar
koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme..."
Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri
dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini
hissettiğim tavırları.
- Biliyor musun ben seni çok sevdim
- ......
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- .....
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı
şişirmiyorsun ..
Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi
dudaklarını ısırarak başını salladı.
- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler
yolunda
gitmiyor,
benim işimse bunları yoluna k****k. Beni dinlediğini
biliyorum ..
hatta
benimle konustugunu bile hissediyorum. Çocuklar benden
yardım isterler,
ben  de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
- .......
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben
istiyorum. Eğer
bana yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne
oldugunu bulurum. Gerçekten... inan bana...izin verir misin?    Başını
salladı!   Evet başını salladı!
- Elimde bazı resimler var, o resimleri cocuklara
gösteriyorum
onlar da bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar
bana hikaye anlatınca ben  de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani
bütün sır hikayede. Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye
anlatmak istersen, konustugunu kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur.
Anlaştık mı?

Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır
arasında
gidip geliyordu.
Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı.
Karşımdaydı... ben ona resimler gösteriyordum o da bana
hikayeler anlatıyordu. İşimiz bittiğinde ona çok teşekür ettim.
Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o
kadar temiz, o kadar
kendi hikayesini anlatmıştı ki... Selma!nın bilinçaltı
karmakarışıktı.
İşte Selma'nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan,
halasını
dinlerken
gözyaslarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan
hikayesi...
"Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu
ülkede
anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar
kardeş kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir
gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama
kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye
götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı acı ilaçlar. Anne,
sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı ilaçları.
Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün
anneyi eve getirmişler.
Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta
yatmaya başlamış. artık
cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler.
Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin
yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri
eğlensin diye. Ama babaanneleri hep kızıyormuş onlara.
"Gürültü
yapıp durmayın.
Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı" diye. çocuklar çok
yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meger. Çocuklar da anne
iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse
anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok
üzülüyormuş..
Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden
öldüğünü
anlamış.
yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya
başlamışlar.
Bir gün anane gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü
yapmışlar.
Anneanne onlara kızmış "kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç
annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz
kızımı. Sizin yüzünüzden de öldü. Sözümü dinlemeyip
gürültü yapar,
çok konuşursanız
beni de öldürüp ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?"
demiş.
Bir gün Selma , babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları
kardeşleri amcalarına gitmişler. selma babasının yanından
ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş.
Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız
kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormus. Babaları çocuklarını
hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda
babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış.
Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı
ağrımış. "Kızım kapat şunun
sesini" demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En
sevdiği
müzikler varmış.
Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş
gelmemiş.
Selmanın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin
söyledikleri
gelmiş. Annesi zaten cocukların yaramazlıgı yüzünden ölmüştü
ya. Selma çok korkmuş eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bi
bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası
Selmaya "git"
der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde
uyumaya
başlayınca uyandırmaya
çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları
çağırmış.
Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok
üzülmüş.. babası  " git "  dediği halde gitmemiş. Yine
babasının sözünü dinlememiş. Eger gitseydi, müziğin sesini açıp babasının
başını
ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü.
akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak
istememiş. Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına
gelip   "kızım sen artık benim kızımsın bizimle yaşayacaksın"
demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını
çok
seviyormuş, istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye
düşünmüş.. Halasının evine gidince "artık bunlar benim yeni
anne babam" demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya
başlamış. "Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım
sözlerini dinlemedim. Yeni annemi babamı çok seviyorum.
Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım.?" Sonra aklına
bişey
gelmiş. Gece yatmadan önce

yatağının başucuna oturup dua etmeye başlamış.
"Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim
yüzümden
öldü.
Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları
da yanına
alma.
Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur
Allahım
bana yardım et.
Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp
söz
dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana yardım et
Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey
yapmayacağım... ne olur onları benden alma!.."
O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. "Eğer
gülersem evde
gürültü olur, başları ağrıyıp ölürler" diye korkmuş. Hep susmuş..
Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi;
"Biliyor musun? Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur
konusmayayım, konusmamam için bana yardım et! Diye. Bazen çok
mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü
olur, annem ölür diye"
O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti.
Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı
başarabiliriz ki?
Kaçımız bir dondurma alındıgında bile sevinç çığlıkları
atabilecekken, bu yogun duyguyu bastırıp susmaya devam
edebiliriz ki? Kaçımız?

Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...
Psikolog / Psikoterapist
Mehtap Kayaoğlu
"Öpücük kutusu" adlı kitabından
*********************************************************************
Yapmayın ne olur... Çocuklarınızın küçücük omuzlarına,
AĞIR yükler
yüklemeyin.
Onların akılları da BÜYÜK, yürekleri de KOCAMAN...
Ne olur başınız da ağrısa, bir bardak da kırılsa, eşinizle de
kavga etseniz; demeyin...
Zaten aslında hiç biri çocuğunuz yüzünden değildir.
Aslında hiç bir şey, hiç bir zaman, bir başkası yüzünden
değildir,kendimizizdir, bir durumu istemediğimiz bir sonuca doğru
yönlendiren.
Ama bunu bilmektense, itiraf etmektense, bir başkasını
suçlamak hep daha kolay gelir.
"Senin yüzünden!"  demeyin çocuklarınıza...
Hele hiç bir zaman "Senin sayende" demiyorsanız,
"senin yüzünden" de demeyin hiç bir zaman.
 

« Son Düzenleme: 11 Aralık 2008, 14:11:48 Gönderen: MeVaN » Logged

Dostları arar vefalı gönlümüz, İnşallah hatırlanır bir tatlı tebessümümüz

 
www.bilgidali.com
« : 11 Aralık 2008, 14:06:21 »

 Logged
muamma
Üye Bilgileri Üye
*

Teşekkür Puanı +14/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 135

SoN SuSaN SöYLeR.. SoN SöZü.. KaLbİyLe....


Gönderdiği Mesajları Gör
« Yanıtla #1 : 25 Şubat 2010, 12:51:29 »

çok gzl bi yazı çok teşekkürler:))) epey gecikmelide olsa))
Logged

sordum bir alime dünya nedir??
dedi rüya dedi rüzgar dedi efsanedir!
dedim orda rahat eden varmıdır???
dedi orda rahat eden DeLiDiR......
bilgidali.com Etiketler:
Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
senin de yemekte tuzun olsun=) Forum Oyunları « 1 2 3 » esra2121 33 918 Son Mesaj 16 Aralık 2008, 11:38:19
Gönderen: Dardl
Senin için öldüm be gülüm. Bizden Şiirler delvecchio 0 122 Son Mesaj 27 Temmuz 2008, 02:16:25
Gönderen: delvecchio
ben artık senin can Bizden Şiirler delvecchio 0 101 Son Mesaj 27 Temmuz 2008, 13:57:00
Gönderen: delvecchio
Bugün Senin İçin Birşey Yaptım Şiir premier2 1 194 Son Mesaj 09 Ağustos 2008, 20:15:22
Gönderen: MeVaN
O Senin Elinde Sohbet,Geyik Muhabbeti MeVaN 0 99 Son Mesaj 06 Haziran 2009, 15:20:25
Gönderen: MeVaN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır

Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
www.bilgidali.com by
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.133 Saniyede 26 Sorgu ile Oluşturuldu